19 Aralık 2016 Pazartesi

Mektup




Şimdi bir mektup yazayım dedim sana. Hem öncekiler gibi olsun, hem sonrakiler gibi, hem de hiçbirine benzemesin.
Ben bir mektup yazayım şimdi. Benim yazdığım hiçbir şey olmasın içinde. Ama en çok da benim tarafımdan yazılsın. Hani içimden gelsin, göğsümün içinden, hafifçe soluma yakın bir yerden.
Bir mektup yazayım ki anlatsın ne varsa.
Gün yüzüne ne çıkacaksa çıksın.



*



En çok da beni anlatsın.
En çok da sen anla.
Ama ben yazmayım bu mektubu
Ama sen okuma.




11 Aralık 2016 Pazar

Öz'deyiş





Ben galiba gençliğimin tüm simitlerini seninle paylaştım. Galiba otobüs parası bulamadığım her yolu seninle yürüdüm. Kendi yokluğumda hep seni de var ettim galiba. Babamdan korkunca sana sığındığım bile oldu. Bize ne olduysa güzel oldu. Başımıza ne geldiyse hep güzel geldi. Ben hep böyle hatırladım seni..

Böyle kal.






25 Kasım 2016 Cuma

Lacivert İstasyon






80li yıllardan biriydi sanırım. Mecburi tren yolculuklarının birinde tanışmıştı onunla. Türlü tesadüflerin sonucu degildi bu tanışıklık. Birkaç kez çarpışmamışlardı mesela. Aynı köşeleri aynı anda dönmemişlerdi. Geçmişte yolları hiç kesişmemişti.


Ankara Garı'ndan hareketli alelade bir trendi. Güneş ışıklarının yarı çekilmiş perdenin ardından sızdığı; tozlu, paslı bir vagondu. "Biraz önce inen yolcular taze simit yemiş olmalılar." diye geçirdi aklından. Susamlar dökülmüş, pas kokusunu bastıran taze simit kokusu tüm vagonu sarmıştı. Aç olduğunu hissetti. En son ne yediğini hatırlamak istedi, sonra vazgeçti. Saatine baktı. 8.15'i gösteriyordu.

Bir defter almıştı yanına, bir kalem ve bir de tren bileti. Saatini saymaz isek bunlardan ibaretti valizi. Gitmekle kalmanın son bulmayacağını elbet biliyordu. Pencereden, yağan karı izledi biraz. Trene binmişti ve düşüncelerinden kaçıyordu. Uzaklaştıkça düşünmeyeceğini, yanına almayınca hiçbir şeyi götürmeyeceğini sanıyordu. Yanılmak, ne acı gerçekti. Henüz bilmiyordu.

*

Lapa lapa yağan karın pencerede eriyor olmasına hüzünlendi biraz. Kar tanesinin orada kalmadığını buna rağmen yok olmanın fiziksel olmadığını düşündü. O esnada kompartımanın kapısı büyük bir gıcırtıyla aralandı. İçeri dolan soğuk rüzgar, ıslak ayaklarına değdiğinde anladı kapının açıldığını. İşte ilk kez o zaman görmüştü onu. Eldivenini çıkarıp elini uzattığında tanışmışlardı ilk defa. Elinin sıcaklığı, derin bakışlarıyla bütünleşince bıçak gibi kesmişti zehirli düşüncelerini. Güneşin sert ışıkları gözünü alıyordu. Yüzünü çok net seçemiyordu fakat sesini çok iyi duyuyordu.

Bu trene binmesinin, bu anı yaşamakla eşdeğer oluşunu; kader denilen ilahi yönün onu bambaşka bir yola koyuşunu yıllar sonra anlayacaktı.

-

Güneş ışığı tüm kompartımana dolmuştu. Taze simit kokusu ortadan kaybolmuştu. Uzaklardan çocuk sesleri geliyordu. Tren, heybetli bir gürültüyle karlı raylar üstünde hiç bilinmeyen bir yere gidiyordu.



(devamı gelecek.)




4 Kasım 2016 Cuma

Göğsümdeki Kuşlar






Yolunda giden şeyler ülkesinde yaşarım ben. Yolunda gitmeyen ne varsa sürgün ederim ülkemden. Bulut lekesi bulunmaz gökyüzümde, kuşlar dolup taşar şehirlerimden.

Türlü bahanelere tutunmam ben ve o bahanelerle tutulmam. Denize kıyısı olmayan şehirlerde oldum olası bulunmam. Sakindir kıyılarım zira alabildiğince mavidir denizler..

Çünkülerle bitirmem cümleleri ben çünkülerle başlarım. Kaçar misali giden olursa içimden, koşmam peşinden yavaşlarım.


*


Her sabah yeni bir kokuya uyanırım.
Her sabah yeniden dokunurum saksıdaki çiçeğe.
Serçe kuşlarım içimde uçar benim.
Gökyüzüm, görebildiği kadar gözlerimin.


Al kağıdı kalemi yaz dersen
Aç ağzını yum gözünü dersen
Geç karşısına aynanın
Uçsun dersen kuşların..

*

Gökteki kuşlara imrenir göğsümdeki kuşlar, yırtarım göğsümü de kanatlanıp uçmazlar. Serçe kuşlarım vefalıdır benim, doğdum doğalı göğsümde beslerim..






13 Ekim 2016 Perşembe

Ah İstanbul, içimin oyuğu İstanbul.






Şiir yazalım mı? İstanbul'dan bahsedelim. O malum sızılara değinelim. Ah diyelim, çekidüzen vermeyip evirip çevirelim içimizi. Gecenin bir kuytusunda dinleyelim sessizliği. Parlasın kaldırım taşları, soluk soluğa kalsın şarkılar. Ah ulan Ankara, içimin soğuğu Ankara..




*


Bizim de özlemek gibi hislerimiz var birader, iki çay söyleyelim. Az biraz tütün, derdin tasası çekilmez bütün. Aşığız bilader biz de. Bizde de İstanbul kalabalık. Bizde de sevilmez yalnızlık. Ah İstanbul, içimin oyuğu İstanbul.





5 Ekim 2016 Çarşamba

Yolunu Kaybedenler Durağı






Yolunu kaybedenler durağı gibiyim ibrahim.
Kim yolunu kaybettiyse soluğu/nu bende/n alıyor.




30 Eylül 2016 Cuma

bambaşka







biraz yangın,
biraz ağrı,
bir sen var içimde.
boğucu,
öfkeli,
öldürmeyen bir hastalık gibi..



bir babamı bilirim senden derin.
senin ağrın başka, 
bambaşka.