23 Mayıs 2015 Cumartesi

Mesele



Çıkıp gelmelerin neresindedir tam olarak zor oluşu? Sevmelerin en zayıf hali değil midir gururlu duruşu? Özlemek, nasıl da kötü biri? Beklemek, ne büyük sabır işi?

-

Aşık olmak; bir iskân ve bir ikamet meselesidir.
İnsan dediğin; duracağı aşkı ve kalacağı kalbi bilmelidir.

-

Mesela ben, serçe parmağından öpmesiz nasıl aşık olunur bilmem. Gülüşünü sevmezsem gözünün içini  bir türlü güldüremem. Pamuk şeker kokusu sarmazsa sokakları, bulutlar yağmura durmazsa, yağmur tam da bana yağmazsa..Olmaz işte, aşık olamam ben.

 Tüm umutlarım, o'nlu zamanların olduğunda; gerçek o'yken, düşlerim istisnasız o'na vardığında, bulutlara uzanıp o'na dokunduğumda.. O zaman işte, en güzel aşık ben olurum. Ferhat'ın gözünde Şirin'in değerini, Mecnun'un içinde Leyla'nın yerini bulurum.


Aşık olmak, kelimelerin kifayetsiz olduğu yerde durur.  
Beklemek, özlemeye kavuştuğunda
Büyü bozulur..
Gurur, aşkı sırtından vurur.


19 Mayıs 2015 Salı

Güzel Günlerin Şairi



Şair olacaksam bir gün,
Güzel günlerin şairi olmalıyım.
Her şiir planladığım gibi gitmeli,
Sonlar hep 'kavuşmalar'la bitmeli.

Ben şair olacaksam bir gün;
Benden başka kimse kırmamalı iki lafın belini,
Kuşlara uzanmamalı cellatların kanlı elleri.

Ben şair olmalıysam,
Uçurtmalar bulutlara takıldığında,
Akide şekeri kalmalı boğazımda.
Öyle bir şiir yazmalıyım ki yazmaktan korkmalı kalem,
Her kelimemle gökten bir yıldız düşmeli,
Mürekkepler kalemlere küsmeli.

Ben şair olacaksam bir gün;
Güzel günlerin şairi olmalıyım.
Eksilerek dolmalı,
Kaybolarak bulmalıyım.


..






Bu şiir, benim acım.

Bu mürekkep, benim kanım.

Oğlumu ne zaman öpsem,

Alnıma sakalları batacak babamın.












16 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir Ân.


Güneş doğmak üzereydi o uyurken. Kirpiklerinin gölgesi yanaklarına düşmüştü. Sayıklar gibi bir şeyler mırıldanmış, sonra yavaşça yüzünü güneşe dönmüştü.

 Onu uyurken seyretmek, huzurları giyinip kuşanmaya benziyordu. Gündüzleri durmadan uzuyor, geceleri onu izlemeye yetmiyordu. Bir türlü karar veremiyordu. Güneşin doğuşu mu daha güzeldi ufukta? Yoksa onun aldığı nefes mi yanı başında? Hangisini izlemeliydi, hangisinden vazgeçmeliydi bir an dahi olsa?

Dokunmak istiyordu saçlarına. Saçları, ılık rüzgarlara gebeydi sanki. Göz kapakları, gözlerinin örtüsü; kirpikleri, gözlerinin süsüydü. "Bir göz bir yüze, bir yüz bir sevgiliye ancak bu kadar yakışabilirdi." diye düşündü.

Tenindeki kokunun müptelası olmuştu. Anlam veremiyordu. Böylesine başını döndüren bu koku, nasıl çiçek misali hafif olurdu? Bir çiçeğin kokusuyla böyle zil-zurna nasıl sarhoş olunurdu?

Dudakları, bir aşk şiirini henüz bitirmiş gibiydi. Biraz kıvraktı, biraz da ıslak. Gülüşünü hayal etti. "Uyansa da.." dedi. "Uyansa da yine kahkahalar atsak.."

Gözleri...

-

Güneş doğmak da acele etmişti. Bir bebek misali esneyerek araladı gözlerini. Elleri, hemen gözlerine gitmişti.

-

Onu uyanıkken izlemek, çok güzeldi.
Onu uyurken izlemek, çok daha güzeldi.
Ve öyle bir an vardı ki;
Onu uyanırken izlemek.

İşte o an; her şeye değerdi.

Bir Garip Deve


Yavru deve annesine sormuş: "Anne neden bizim ayaklarımız bu kadar büyük?"
Anne cevap vermiş: "Çölde kuma batmamak için."
Yavru deve tekrar sormuş: "Peki kirpiklerimiz neden bu kadar gür."
Anne tekrar cevap vermiş: "Çölde kum fırtınaları çıktığında gözlerimize kum kaçmasın diye."
Merakını yatıştıramayan yavru deve tekrar sormuş: "Neden hörgüçlerimiz var?"
Anne tekrar sabırla yanıtlamış: "Çölde uzun süre susuz kalabilmemiz için."
Sonunda yavru deve dayanamamış ve sormuş: " Peki o zaman bizim hayvanat bahçesinde ne işimiz var?"


Haydi bakalım,  ayıklayalım mı şimdi taşın içinden pirinçleri?
Hangimiz tam da olmak istediği yerde ki? Üç buçuk atan çok, dört dörtlük olan yok.

Yaşamak dedikleri, on ikiden vuramamak değil mi? Her gün yeni bir ok, yıllar geçse de tek isabet yok.

İnsan dediğin; en baştan, hep baştan denesin. Yavru deveden farklı olanlar, gelsin kaleye mum diksin. 

14 Mayıs 2015 Perşembe

Elalem Ne Der?


Sen bu kafayla böyle burnunun dikine devam et.
Hadi mi oradan diye soran olacaktır elbet.

Elalem ne der? Ama'sı büyük keder.
Bırak artık düşünme, artık yeter!

...Bal yapanlar çiçeklere konuyor baksana, kuzucuklar taze çimen arıyor. Şen kahkahalı çocuklar, masum oyunlarını oynuyor. Sokaklar senin geçmeni bekliyor...

Elalem ne der? Duymazdan gel, boşver.
Torba değil ki ağızları büzesin.
Değersiz misin niye kendini üzesin?
Sen var olduğun kadar güzelsin.
Elbet kendine yetersin.

Elalem ne mi der?  Sen dinlersen eğer, ağzına geleni söyler.
Önce canına okur, yetinmez bir de kefenini dokur.
Sen ne söylersen söyle, fayda etmez. O yine gider bildiğini okur.
 Kendi konuşur durur, sana ne diyeceğini unutturur.

Elalem ne der? Aman be güzelim boşver.
Onlardan gelecek iyilik, gidip az ötede gebersin.
Sen tek başına, hepsine yetersin.
Elalem ne derse desin..
Sen kendin olabildikçe güzelsin.


12 Mayıs 2015 Salı

Kimsin?


Şairin dediği gibiydi sanki;
"Baktım gülüşünden güzel şiir olur, sevdim gitti.."
Seni düşünürken gülmek en çok bana yakışıyor şimdi.
Öyle yerli-yersiz öylesine sebepsiz gülmek; adını koyamadığım huzurların, lezzetli yağmurları gibi ıslatıyor bedenimi.

-

Şimdiler de eşsiz bir keyif oluyorsun içimde, kuytularıma dokunuyorsun.
Küçük ayaklı, haylaz çocuklar gibi içimde koşup oynuyorsun.
Bazen gökyüzü gibi duruyor, bazen kuşlar misali uçuyorsun.
Seni her gördüğümde damla damla içime doluyorsun.

-

Resmine ne zaman dokunsa gözlerim sanki ömrü uzuyor kelebeklerin. 
Sesini ne zaman duysam sığmıyor içime içim.
Gidelim diyorum, tut elimden gidelim..
Gökyüzü denizim olsun bulutlar yelkenim.
Sen sadece benim ol, ben sadece senin.

-

Çünkü ben;
Dokunsan ağlayacak gibiyim, 
Gitsen çıldıracak,
ve sanki sevsen yetmeyeceğim.
Kendi içimde senli bir bilmeceyim.

Kimsin? 
Neyimsin?
Ne zaman bileceğim?