21 Şubat 2016 Pazar

Son Tren





tütün getir ibrahim, söyleyeceklerim var. dün sahildeki ayyaştan arakladığım şarabı da getir. ne küfür etmiştir arkamdan ihtiyar. olsun be ibrahim, dokunmaz babamın ettiği küfürler kadar. hah şöyle, harla petekleri. içimiz gibi yansın biraz da dışımız. gel otur ibrahim. söyleyeceklerim var.


ah ibrahim, sabahı olmak bilmiyor bazı gecelerin. türlü türlü dertler dağılıyor içimde. devriliyor çınarlar. ipini sıkı sıkıya bağladığım uçurtmalar, uzun zamandır yerlerinde yoklar. ibrahim, anlatsam..


ah ibrahim, uzat hele şu tütünü. anlatmakla azalır mı dertlerin bütünü.  azalmaz ibrahim. bakma öyle, anlatmayı istemez miyim.


sevmenin ibrahim, sevmenin yarası neden bu denli derin? bir gözleri var hatrımda, bir elleri ibrahim. varsın olmasın sabahı gecelerin.


doldur bir kadeh daha içelim. yok evde bekleyenimiz. son treni de kaçırdık zaten. gerçi bilet alacak para da yok ya. selam olsun son trene biletli yolculara.


sokak lambası yanmıyor. tramvay çok uzaktan geçiyor ibrahim. benim içimde anlayamadığım bir derdim.


ibrahim, bilsinler
bilsinler, ben çok sevdim.






16 Şubat 2016 Salı

İçimden Geldiği Gibi




İçimden geldiği gibi sevmek istiyorum seni. İçimden geldiği gibi dokunmak tenine ve dans etmek istiyorum seninle; sabahlara kadar süren o kırmızı tango gecelerinde. Mum ışıkları titresin istiyorum. Saçının gölgesi düşsün omuzlarına. Beni öpmek akşam kızıllığında, senin dudaklarına yakışsın istiyorum; en çok da senin dudaklarına.



İçimden geldiği gibi batsın istiyorum güneş. Ellerin ellerimde olsun mevsim kış olduğunda. Kahvem sen ol, kitabım sen ol istiyorum. İçimden geldiği gibi, koşmak istiyorum ilkbaharda. Yazdan kalma rüzgar nefesinle dokunsun bana. Avlumda koşup-duran çocuklar, gökyüzünde o sırra kadem basmış uçurtmalar, sen ol istiyorum.


Tüm sokakları sana çıksın bu şehrin. İçimden geldiği gibi yürümek istiyorum. Varsın sabahları olmasın gecelerin. Her gecenin sabahı sen ol istiyorum. Papatyalar olsun kahvaltı masalarında, taze demlenmiş ıhlamur kokuları yayılsın odalara. Kahvaltılar günaydınlara, günaydınlar sana çıksın istiyorum. İçimden geldiği gibi, sana uyumak, sana uyanmak istiyorum.


Sana yazılsın tümü şiirlerin. Seninle dolsun hepsi kadehlerin. Şairlerle oturup, meyler içmek istiyorum. Aşığın sazında, şairin sözünde ve her şeyin özünde sen ol istiyorum.



İçimden geldiği gibi, sen olmak istiyorum.






7 Şubat 2016 Pazar










ben gövdesine yenik dut ağacıyım
sen bal tutmuş badem ağacı
kuşlar konarlar
kuşlar uçarlar








30 Ocak 2016 Cumartesi

İyi ki.





Güneşin doğuşuna takılmıştı gözleri. Omzuma yaşlanmıştı. Nefesi bir fısıltıyı andırıyordu sanki. Daha önce hiç şahit olmadığım bir ezgi misali ılık rüzgarlar gibi değiyordu kulaklarıma. Neyi nasıl söylediyse, nelerden ne şekilde bahsettiyse hep masallara benzettim. Adını hiç duymadığım, hiç kulak misafiri olmadığım masallara. Her nefesi başka bir merak uyandırdı içimde, o sabah yasladığında başını omzuma..

**

Güneş, dedi. İyi ki var değil mi? Ya güneş doğmasaydı bu kadar güzel görebilir miydim gözlerini? Peki ellerin, dize olur muydu şiirlerime..

Dokunsan ağlayacak gibiyim derler ya hani, tam da öyleydim o an işte. Doğmasın istiyordum güneş. Ya doğduğunda vazgeçerse onu izlemekten. Vazgeçerse başını omzuma yaslamaktan. O adını bilmediğim masalları anlatmaktan vazgeçerse..

Bulutlar, dedi sonra. Olmayan uçurtmalara bahaneler sıraladı. Biliyordu hiç olmamıştı uçurtmalarım. Gökyüzüm olmamıştı. Biliyordu. Ve cümleler uçurtmalara takılınca susuyordu. Babamı sormuyordu hiç. Adını anmıyordu. Evet, dokunsa ağlayacak gibiydim ama o malum yaralarıma dokunmuyordu..

Güneş diyordu, iyi ki var degil mi? Bulutlar iyi ki varlar. Boynuma sokulmasından anlıyordum üşüdüğünü. Onunla üşüdüğüm kadar ısınıyordu içim. Ağladığım kadar gülüyordum. Ankara'da her sabah güneş onunla doğsun istiyordum. Adını hiç bilmediğim masalları anlatsın. Başını hep omzuma yaslasın istiyordum. Sanki benimle büyümüş gibiydi. Sanki düştüğümde onun da kanamıştı dizleri. Korktuğum sokaklarımdan sanki o da geçmemişti geceleri. Beni bu denli anlaması, olacak iş değildi. Hayret bir şeydi.

Yüzüme dokunduğunda aklı karışıyordu cümlelerin. Benim bildiğim her şey onun oluyordu. Benim dediklerim sanki hep onundu.



***


Güneş doğuyordu. Yavaşça doğruldu. Guneş, dedi.  İyi ki var degil mi?

İyi ki dedim, iyi ki..




28 Ocak 2016 Perşembe

Süreya






Şair değildi.
Ancak boğazına diziliyordu bir gerdanlık gibi
Söyleyemediği tüm sözleri.

*

Bir daha gelirsek dünyaya yaz Süreya'ya güzelinden bir kader.
Yaz ki,
Dokunmasın bu kadar dizeleri.





24 Ocak 2016 Pazar

Sır Gibi






Kimsenin bilmediği yerlerde
Kimselerin bilmedigi o malum sırlar misali;
Koyu siyah yalnızlığımda
Beyaz bir inci gibi


Saklıyorum seni.











9 Ocak 2016 Cumartesi

ah





ankara ibrahim, ankara soğudu. ayazı ellerimi yakıyor geceleri, sokakları benzemiyor benim bildiğim şehirlere. 

ibrahim, bu şehir benim değil. yabancı kaldırımları. lakin tanıdık geliyor sokak lambaları. kaldırımları bu şehrin, sanki bir başka tenha. sanki ibrahim, buz tutmuşlar baştan başa. 

ah ibrahim, ellerim ceplerimde yürümenin yine o malum hislerindeyim. acılar demleniyor ciğerlerimde. ayaz, soğuk bunlar hep bahane. benim içim başka ibrahim, benim içim başka. yollarım düşer mi gayrı aşka.

ibrahim. ben gideli çok oldu benim dediğim şehirlerden. ben gideli çok oldu kendimden.  tütünü bıraktım. şarapla karşılaşıyoruz bazı akşamlar. bazı köşe başlarında bekliyor bazı şaraplar. hani bir türküm vardı. haydi, derdik de söylerdik avaz avaz, unuttum be ibrahim. o türkü dahi, artık değil benim.