15 Haziran 2016 Çarşamba

bir not






Ne anlatayım ki var olduğuma bile emin değilim. Benim bir ikiz kardeşim vardı. O kadar birbirimize benzerdik ki.. Boynumuza taktıkları bir kurdeleyle bizi güç bela ayırabilirlerdi. Bir sabah yıkanırken kurdelelerimizi çıkardık. Birimiz boğuldu. Hangimiz olduğu hiçbir zaman anlaşılmadı.








28 Mayıs 2016 Cumartesi

A.




Yeniden yazılsın şiirler. Tüm şairler seni bilsinler, bilsinler de sonra ölsünler isterdim. İstanbul'da göreyim isterdim ilk kez seni. İstiklal'de yürürken bulayım ansızın kendimi. Rüzgarın estiği gibi meyledeyim, Galata'ya düşerse yolum kuşlardan özür dileyim. Az öncesinde Galata'nın, Markiz Pastanesi'ne uğrayayım. Oğuzcan'a rastlayayım isterdim. Tramvayın sesini duyayım sonra uzaktan kesik kesik, gülümseyeyim birazdan geçeceğini hissedip.. İki çay söyleyeyim. Oğuzcan anlatsın da ben o meşhur Ayten'i dinleyeyim isterdim. Bir anda hiddetlensin sonra:
"Ama yağma yok! Ayten'i size bırakmam!" diye haykırsın isterdim. İşte tam da o an; dursun isterdim zaman. Dursun birazdan geçecek olan tramvay, dursun boğazda çığırtkan martılar. Dursun duvar saatleri, sussun o hüzünlü şarkılar..

İşte o cumartesi, ilk kez sen gir isterdim Markiz Pastanesi'nden içeri. Seni ilk kez orada göreyim isterdim Ayten misali. Yeniden akmaya başlasın zaman. Yeniden şiir yazsın Galata'da Attila İlhan. Sakinleşsin de Ümit Yaşar Oğuzcan, seni görsün isterdim. Yeniden alsın seni görünce kalemi eline, yeniden dolsun çaylar, yeniden yansın sigaralar.. Bu ezbere bildiğimiz şiirler en baştan yazılsınlar.


 İsterdim.



Hani seni ilk kez,
Hani seni orada
Bulduğum
Yeniden İstanbullu olduğum
O cumartesi
Bir şiir yazdı
Oğuzcan'ın kalemi.






"A. demeliyim yaşadığım yıllar boyunca
Günlerim A. ile başlayıp A. ile bitmeli
En iyisi bırakmalı M'leri U'ları
Başımı alıp A.ya gitmeli


Uyumalı A.larda, A.larda uyanmalı
Odalarda küçük A.lar, büyük A.lar
En iyisi bir A. olmak kitaplarda
Ve A. demek Z.ye kadar."










                    *Şiirlerin baş harfine, Aylin (Demiray)'e.





3 Mayıs 2016 Salı

istanbul









içimde kımıldanırken İstanbul,
kendime değdim.


geldim.


hangi yollara düştümse,
hangi kıyılara vurdumsa,
hangi kuş olup
hangi gökte uçtumsa,

sana geldim.








21 Nisan 2016 Perşembe

şimdi








Haydi şimdi!
Ümit Yaşar Oğuzcan misali
Ayten sizi de aldatmış gibi
Devirin ulan cümleleri
Devirin ki;
Altta kalanın
Canı çıksın.






aşk, diyorlar.







"Yazdan kalma rüzgarların umarsızca estiği tepelerin birinde, uçmayı bilmeyen bir küçük uçurtma misalisin." diyor üzüm buğusu gibi ağlarken.

"Solunda." diyor. "Kağıt kesiği gibi bir acı.."
Susuyor sonra. Uzun uzun susuyor gözlerime baktığında..

Beni delip geçiyor sanki bakışları. Saydam olmak ne'imiş anlıyorum böyle zamanlar. Yüzüme bakınca ardımın göründüğünü hissediyorum adeta. Gelecekteki günler, henüz yazılmamış şiirler.. Hepsi, dolu dolu gözlerindeler.

O, bana bakınca ardımı;
Ben, ona bakınca kendimi
Görüyorum.

Aşk, bu diyorlar.
Elbet aşk
Biliyorum.






17 Mart 2016 Perşembe

Veda Havası






gel ibrahim. hoşgeldin.

bu gece çok farklı öncekilerden. bu gece ibrahim, vazgeçeceğim verdiğim tüm sözlerden.

otur ibrahim.

hani bir acıdan bahsederdim sana bağzı geceler. hani bir düğüm derdim boğazımda. hani nefes alamazdım da..

evet, evet ibrahim. vakti geldi. kimse bilmez be ibrahim. jilet kesiği bir yaram var. bir ben bilirim acısını, bir de yârâdan anlar.

yıllar oldu ibrahim. geçmiş dedikleri vuku bulmadı hiç. geçip gitmedi. tam geçti dedik de demek yetmedi. buram ibrahim. tam da buram..

bir yer var boynumda bir tek onun bildiği. geceler boyunca korkup da gizlendiği. buram işte ibrahim. tam da buramda yara dediğim.

çok! sevdim diyeceğim de ibrahim. çok demek yetmeyecek bilirim. ellerini düşünürüm bazen, bağzı zamanlar hayaline takılır zihnim. yıllar geçti derim de kokusunu unuttum demeye varmaz dilim. ibrahim. buramda bir yara, şah damarıma ramak kala.

bir masal vardı ibrahim. hani bir tane yumurta.. hani kuğu olurdu masalın sonunda. ne vakit korksa bunu anlatırdım ona. hiç duymamış gibi dinlerdi baştan sona. her şeyi anladım da yokluğunda. bu masal olmadan nasıl da..

O, buramda uyurken(!) dursun isterdim zaman. dursun isterdim de durmazdı ibrahim. her gece kirpiklerini izlerdim. kirpiklerinin, imkanı yoktu rastgele dizilmelerinin. buramda uyandığı bağzı sabahlar, bir başka bakardı sanki gözleri. günaydınlara ibrahim, nasıl da yakışırdı sesi. ah! ibrahim. ah.

Anlat derdin ya hep. çektiğim acının tarifi yok, bundan sebep.

gidişi ibrahim. bir türlü akıl-sır erdiremediğim. bir türlü gitti, bitti diyemediğim. gidişi ibrahim, dönecek sanıp da her gece beklediğim.

ah ibrahim. nicesi boşa emeklerin. nicesi boşuna sevmelerin. kimse bilmez de ibrahim,  çok sevdim, yârâdan şahidim benim.


bakma gözlerime öyle. ağlıyorum basbayağı ağlıyorum işte. gizleyecek gücüm kalmadı ibrahim. bekleyecek takatim de.

vakit tamam. bu benim ilk ve son vedam. kapansın bu yara, ölüm bizi bulmadan.



bundan sonrasının zordur izâhı,
dokunursam izi kalır
konuşursam âhı.





                                     

   *Ahmet Kaya, Veda Havası adlı parça çalınıyor..









7 Mart 2016 Pazartesi

Kuşlar






Hiç bilmediğimiz bir yerde hiç duymadığımız sesleri dinledik birlikte. Nereye gittiğini bilmediğimiz, nereye varacağını düşünmediğimiz kalabalık bir otobüsteydik. Ankara, çatık kaşlı ayaz günlerinden sıyrılmıştı. Adeta gülümsüyordu, ya da bana öyle geliyordu. İlk defaydı kalabalıktan bunalmayışım. İlk defaydı insanlardan kaçmayışım. Sayamadığım kadar sokaklar geçmiştik, hatta bir küçük bebek dahi sevmiştik. Biraz sonra durmuştu otobüs ve biz inmiştik.


Zar-zor inmiştik o malum durakta. Ben ona bakıyordum, o ise benden uzaklara. Bir anda gözleriyle gülümsedi, nasıl anlatılır bilmiyorumki.. Gözlerinden kuşlar havalandı bir anda sanki. Doksanlarca, yüzlerce kuşlar. "İşte!" dedi. "Haydi!"

*

Elimden tutup çekerken "uçuyorum" hissine kapıldım. Belki bundandı yemyeşil çimenlere uzanınca ancak ayıldım. Durak nerede kaldı, otobüs ne kadar yol aldı.. Farkına varamadım.


Konuşmadı uzunca bir süre. Belki bir kaç dakikaydı, belki daha fazlaydı. Bulutlar, ağır aksak geçiyordu gözlerimin önünden. Sırt üstü uzanmak dedim içimden, gökyüzüne bakmak için yaratılmış olmalıydı. Kulağıma çekirge sesleri geliyordu uzaklardan. Adını bilmediğim bir koku doluyordu ciğerlerime. Dedem karanfil çiğnerdi ben küçükken, sanki o kokuya benziyordu. Ya da..

Bir anda gözleri belirdi karşımda. İşaret parmağını dudaklarıma getirdi. 'Duyuyor musun?' dedi. Kalbimi mi, demek istedim. 'Kanat sesleri*' dedi, 'Geliyorlar, kuşlar..'


-

Sessizce yürüdük bir süre. Konuşmak istiyordum onunla ve konuşmak istediğim kadar susuyordum. Kanat sesleri demişti, neden duymuyordum.

Uzaklardan çocuk sesleri geliyordu. Arasıra cılız bir köpek havlıyordu. Rüzgar da hafiften yokluyordu. Güneş nöbeti devrediyordu geceye, kuşlar uçuyordu.

Biliyordum.
Kanat sesleri içimden geliyordu
ve bir tek o duyuyordu.

Kuşlar,
gözlerinden havalanıp
gözlerime konuyordu.